ÖĞRENCİLERİ YAZAR, AÇI YAYIMLAR.

İNGİLİZCEYİ ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM! - Sibel Çil - Öğretmeni



        İngilizce öğrenmek için çok yol deniyoruz. Ama yine o klişe cümle “ anlıyorum ama konuşamıyorum.” neden? Bunca emeğe rağmen sonuç neden yok?               Problem; “MISTAKE” yani “HATA” yapmaktan korkmaktır. Eğer hata yapmadan konuşabileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Türkçe’de kimse Zeki Müren kadar saf bir Türkçe konuşamıyorsa sizden de Shakespeare gibi İngilizce beklemiyor!
         Bebekler doğdukları andan itibaren ilk 6 aya kadar izleme sürecinde olurlar. Etraflarındaki hareketleri izlerler bir kaç aydan sonra gittikçe güçlenmekte olan dinleme yetileri devreye girmeye başlar. Fakat her şeyi dinlemezler. İlgi duydukları konuşmaların içinden beyinleri mesajları tek tek alır ve kaydeder bunlar tekrar edildikçe hafızalarında yer edinir ve zaman geçtikçe bu kelimelere anlam katmaya çalışırlar. 12 aylık olduklarında görsel ve işitsel duyuları daha da gelişir ve bu doğrultuda gördükleriyle duyduklarını kullanarak anlamlar üretmeye başlarlar. Ama asla konuşmazlar. Dikkatle takip etmeye devam ederler. Belli bir süre sonra beynin konuşmalardan süzüp kalıcı hafızaya aldığı kelimeler anlam kazanmaya başlar.
        Genellikle 2 yaşına gelen bir bebek ilk sözcüğünü söyler. Bu genellikle en çok duyduğu en çok ilgisini çeken kelimelerden biri olur; Anne, baba gibi. Hafızasında yer edinen kelimeler sonra birleşmeye eylemlerle aktivitelerle eğlenceli şeylerle bağlantı kurmaya başlar.
Örneğin
-git,
-gel,
-koş,
-tut
gibi kelimeleri anlar ve karşılık verirler.
       36 aylık olan bir bebek basit cümleler kurmaya başlar. Bunun sebebi uzun zamandır hafızasına aldığı kelimeler ve sonrasında görselliğinde yardımıyla bunları objelere veya eylemlere bağlaması ve sonrasında konuşmak istemesiyle kendiliğinden oluşmaya başlar;
-acıktım,
-uykum geldi,
-koşuyorum,
-gidiyorum,
-geliyorum,
gibi cümleleri kurmaya başlarlar ve 40 aylık olan bebekler düşündüklerini istediklerini anlatmaya uğraşır. Çok uzun cümleler kurmasalar da özne nesne yüklem üçlüsünü kullanmaya cümle geliştirmeye başlarlar. Bu uzun süreçte bir yandan da gramer kuralları gelişir ve hemen hemen 4 yasında bir çocuk gramer kurallarını nadiren de bozsa çok fazla bozmadan konuşur hale gelir. Bebekler ana dillerini böyle edinirler.
        Peki yetişkinler buna paralel olarak ne yapabilirler? Haliyle yetişkin beyni hafızası bebeklerle kıyaslanamaz bile. Çok daha pratik çok daha hızlı öğrenebilir. Fakat sürecin ana teması aynıdır.
Peki neler yapmalıyız?
·        Ezberlenen bilgi kullanılmazsa işlevsel olmaz. Yani bir kelimeyi ezberler onun sadece Türkçe karşılığını bilip konuşurken ya da yazarken kullanmazsanız bir işe yaramaz

·                    Cesur olun. Hata yapmaktan korkmayın. Hatalar size yeni bilgileri getirecektir. İngilizce düşünmek yerine Türkçe düşünüyor ve cümleyi Türkçeden İngilizceye çevirmeye çalışıyoruz. Bu durum normal bir diyalog fırsatını engelliyor. Fakat İngilizceyi akıcı konuşabilmek için önce korkmadan konuşabilmeyi öğrenmek gerekir. Yanlışlara, gramer hatalarına takılmadan günlük bir akış doğrultusunda konuşulmalı ve bol bol pratik yapılmalıdır.


·                       İngilizce hayatınızın bir parçası olsun. İngilizce diziler izleyin, Sevdiğiniz şarkıları tercüme edin, filmler izleyin… bu aynı zamanda telaffuzunuzu da geliştirir. Süreklilik çok önemlidir. Daima canlı tutulması gerekir.

        Yolda attığınız adımlarınızı sayarken İngilizce sayın, klasiktir ama telefonunuzun dilini de değiştirin. Yani gözünüz görsün bir de algınız da İngilizceye açık olsun. Bunlar da bir dilin en alt kısmını yani zemini oluşturur. Eğer günlük konuşma dilini çabuk kavrar ve alışkanlık haline getirirseniz diğer kısımları da aynı rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

·                       Eğer mümkünse bilinen en faydalı yöntem  kuşkusuz öğrenmek istediğimiz dilin konuşulduğu ülkeye gidip en az bir ay yaşamak. Dilin yaşayan ve yaşanılan bir varlık olduğunu ancak bu şekilde hissedebilirsiniz. O gözünüzde büyüyen zaman kalıpları, gramer kuralları bir anda gözünüzden silinip gider. Dile herhangi bir çaba harcamadan maruz kalmış olursunuz. Eğer bir yolculuk yapamıyorsak o zaman kendimizi dile maruz  bırakmak için evimizde çalışmalıyız.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.