ÖĞRENCİLERİ YAZAR, AÇI YAYIMLAR.

ALİ FUAT BAŞGİL- GENÇLERLE BAŞ BAŞA - Kitap Halkası - Mustafa Kurt


Ali Fuat Başgil Kimdir?

1893 senesinde Samsun'un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldi. İlkokuldan Çarşamba'da, ortaokuldan İstanbul'da mezun oldu. 1. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla eğitimini yarıda bıraktı ve yedek subay olarak askere gitti. 4 sene boyunca Kafkas Cephesi’nde görev yaptı. Eğitimini tamamlamak için gittiği Fransa'da liseyi okudu. Sonrasında Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitimini tamamladı. Paris Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü ile Paris Siyasi İlimler Merkezi'ni bitirdi. Türkiye'ye geri dönerek İstanbul Üniversitesinde Anayasa Hukuku dersleri verdi. Adalet Partisiyle siyasete atıldı. 15 Ekim 1961 seçimlerinde AP listesinden bağımsız Samsun milletvekili seçildi. Milli Birlik Komitesi üyesi subaylarınca "hayatınızı garanti edemeyiz" denilerek tehdit edilmesinden sonra adaylığından vazgeçti. Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden de istifa etti ve yurt dışına çıktı. Cenevre Üniversitesi'nde dersler verdi. Aynı üniversitede Türk Dili ve Türk Tarihi Kürsüleri'nde başkanlık yaptı. Adalet Partisi'nin %52 oy oranıyla tek başına kazandığı 1965 yılı seçimlerinde Türkiye'ye geri döndü ve İstanbul milletvekili seçildi. Başgil 17 Nisan 1967'de İstanbul'da hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.
ESER HAKKINDA GEREKLİ BİLGİLER
         Gençlerle Baş Başa Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in  en çok okunan eseridir.  Eser ilk kez 1949 yılında basılmıştır.  Eser, yazarın kendi ifadesi ile "Geleceğin ümidi olan gençleri, bunalımdan, iradesiz ve cesaretsiz yaşamaktan kurtaracak olan bu kitap; başarılı olmasının sırlarını gösterme amacıyla yazılmış, pek çok eğitimcinin beğenisini kazanan eserdir.  Bu eser, bilim insanı olan Ali Fuat Başgil’in ve benzer türde yazılan eserler arasında en çok okunan eser olmaktadır.
Eserin maksadı ideal bir kuşak oluşturmak;  gençlere başarının, çalışmanın, aklın, iradenin, sevginin, saygının, kültürün, kısacası insana ait benzeri değerlerin aşılanmasını sağlamaktır.  Adab-ı muaşeretin önemini, başarmak için nasıl ilerlenmesi gerektiğini, alışkanlıkların insanları ve gençleri nasıl yönlendirip nasıl etkilediğini, çalışmanın önemini ve gerekliliğini akıcı ve etkileyici bir dil çok güzel örneklemeler ile dile getirmiştir.
 "Çalış genç arkadaşım, çalış! Namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir. Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçiri.r"
                                                                 

           ÖZET

           Muvaffak Olma Yolunun Tehlikeleri ve Düşmanları

 Muvaffak olma yolunda ilk büyük düşmanın tembelliktir. Tembelliğin yerine, adamına ve çağına göre girmediği kalıp yoktur. Herkesin mizacına göre tavır alır ve konuşur. Dilimizde aldığı çeşitli isimler de onun bu sinsiliğini gösterir. Tembelliğin adı gevşeklik bir adı uyuşukluk, üşengeçlik, keyfine düşkünlüktür. Tembellik, tatlı bir dille konuşur ve gönül çeler. Onun kandırıcı bir felsefesi ve safsata ilmeklerinden örülmüş bir edebiyatı vardır:
- Adam sen de. Çalışanlar ne olmuş sanki?
- Üzme kendini şu ölümlü dünyada çalışmak yıpranmaktır.
- Hayat dediğin bir şanstır.
- Şansın varsa, her şeyin var demektir.
- Şansın yoksa kendini parçalasan da bir şey olamazsın.
- Zaten suyu getiren de testiyi kıran da bir.
- Sen testiyi kır, suyu başkaları getirsin de afiyetle iç.
- Hem bir işin olacağı varsa sırt üstü yatsan da olur, olacağı yoksa yırtınsan da olmaz.
- Hele dursun bakalım, şimdi şöyle yaslan da yarın sabah yaparsın.
- Hem sana çalışmak yaramıyor; iştahın kaçıyor, neşen sönüyor.
- Huy bu ya, ben bütün sene kitabı, defteri koltuğumda gezmekten; hele kütüphane köşelerinde pineklemekten hoşlanmıyorum.
- İmtihanlara şöyle yirmi gün kala kafayı vurur, dersleri hazırlar ve imtihanları mis gibi geçerim.
- Nedense benim yalnız imtihan üstü zihnime bir açıklık geliyor; sene içinde sanki uykudayım.
- Hem de hacet (lüzumu var) muvaffak olanın ve olmayanın gideceği yer mezarlık değil mi?
- Dünyaya insan bir defa gelir; hayattan zevk almaya bak.

Muvaffakiyetin bir diğer düşmanı kötü arkadaştır.

        Gittiğin yolda ikinci bir tehlikeli düşmanın da kötü arkadaştır. Arkadaşın kötüsü, emin ol ki bir gencin başına gelebilecek kötülüklerin en kötüsüdür. Her kötülük gibi o da sinsi ve maskelidir. Kötü arkadaşın yaman felsefesi vardır. Sana her fırsatta gerek sözleriyle ve gerek hâl ve tavrıyla telkin ve tekrar eder:
Gençliğini yaşa, kardeşim, bu gençlik her zaman ele geçmez. Sana öğüt verenler vaktiyle günlerini yaşayıp da şimdi senin güzel gençliğini kıskananlardır, aldırma eğlenmeye bak. Daha neler demez ki.
Arkadaş olacağın kimsede arayacağın şartlar; çalışkanlık, dürüstlük ve iyilikseverlik olsun. Bu meziyetlerle (üstün özelliklerle) bezenmiş olan bir insan, diğer bütün iyi vasıfları (özellikleri) da haiz (sahip) demektir. Bunu unutma ve bu şartı bulamadığın kimse ile sakın arkadaş olma.

Çalışma Hayatının Muvaffak Ol­manın Kanunları

       Her işin ve mesleğin kendi bünyesine mahsusu çalışma ve işleme usul ve kaideleri vardır. Bir de fizik ve fikri her nevi iş ve çalışma hayatının ve umumiyetle muvaffak olmanın, düşünen aklın şaşmaz kanunları vardır.
Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
Çalışmak İçin müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
Bir günde ve bir zamanda yapman lazım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi işi de kendine yeter.
Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir fasıl üzerinde çalış. Ta ki dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslam mütefekkiri İmam-ı Gazali’ye “İhya-i Ulûm (İlimlerin Yeniden Canlandırılması) adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar: Bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
Başladığın bir işi, bir dersi, bir kitabı, bir vazifeyi yapıp bitirmeden başka bir işe, derse, kitaba ve vazifeye başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
Bir günün işini, dersini, vazifesini bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver. Yahut hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş, ders, kitap üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Ta ki, ikide bir kalem, kâğıt aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.


Eserde beğendiğim cümleler:

-İnsan zekası ve bilgisiyle değil ancak iradesi ile insandır.
-Namusluluk,  insanın vicdanı ile baş başa kaldığı zaman ona verecek utandırıcı hesabı olmamak demektir.
-Saadet, define gibi bir tesadüf kazması darbesiyle bulunuveren bir nimet değildir. O ne şanstır, ne mirastır, ne piyangodur, ne mevkidir, ne servettir. Saadet, gayretle ve irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir.
-Arkadaş olacağın kimsede arayacağın şart çalışkanlık, dürüstlük ve iyilikseverlik olsun.
-İnsan iyi ve kötü bütün huyları ile beraber doğar, bunlarından iyilerinden faydalanır, kötülerini de hayatı boyunca semer gibi sırtında taşır.
-Sigara ve alkol alışkanlıkları, ilk sigaradan ve ilk kadehten başlar.
-Terbiyenin bir rolü düşmüşü kurtarmak ise diğer rolü henüz düşmemişi korumaktır.
-Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
-Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlak güzelliğidir çünkü ahlakı güzel insan her yaşta güzeldir.
-Kibirli insan sarımsak kokan ağız gibidir, herkesi kendinden uzaklaştırır.
-İnsanın kabası ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.